Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Kozmopsişizm için 1 argüman
Bilinç meselesi analitik felsefenin en eski ve en inatçı sorunlarından biri; ama "bilinç" kelimesinin kendisi de epey muğlak ve bu muğlaklık tartışmaların büyük kısmını gereksiz yere karmaşıklaştırıyor. Günlük dilde "bilincini yitirdi" diyoruz, bununla tıbbi bir uyanıklık halini kastediyoruz. "Sınıf bilinci" diyolar (twden gördüğüm kadarıyla :D), sosyolojik bir farkındalıktan bahsediyolar falan. "Vicdanlı davranmak" diyoruz, ahlaki bir öz-değerlendirmeden söz ediyoruz. Analitik felsefede ise kasıt bunların hiç1i: fenomenal bilinç. Yani bir şeyi yaşarken o yaşamın içeriden nasıl hissettirdiği. Thomas Nagel'ın o meşhur sorusuyla söylersek: 1 yarasa için yarasa olmak nasıl bir şeydir? (Nagel, 1974) Bu soru kulağa basit geliyor ama cevaplamak neredeyse imkânsız; çünkü sorulan şey üçüncü şahıstan, yani dışarıdan, gözlemlenemeyen bir içerik. Bir nörobilimci yarasa beyninin her nöronunu haritalandırabilir, ekolokasyon sinyallerini ölçebilir, hangi devrenin ne zaman ateşlendiğini eksiksiz bilebilir. Ama bu bilgilerin hiçbiri o yarasa için yarasa olmanın nasıl bir şey olduğunu söylemiyor. İşte bu uçurum, fenomenal bilincin merkezidir ve bu uçurumu kapatmaya çalışan her girişim bugüne kadar başarısız oldu.
David Chalmers bu uçurumu "zor problem" olarak adlandırdı. (Chalmers, 1995) Kolay problemler şunlar: bir organizma çevresine nasıl tepki veriyor, dikkat nasıl yönetiliyor, bilgi nasıl işleniyor, uyku ile uyanıklık arasındaki geçişler nasıl kontrol ediliyor? Bunların hepsi prensipte fiziksel ve hesapsal açıklamalara açık; mekanizmayı bul, problemi çözdün. Zor problem ise şunu soruyor: neden bütün bu fiziksel süreçler sırasında içeriden hissedilen bir şey var? Neden karanlıkta değil de bir öznel deneyim eşliğinde gerçekleşiyor? Bu soruya "daha iyi bir mekanizma bul" diye cevap veremiyorsunuz; çünkü soru zaten mekanizmanın neden deneyimle ilişkili olduğunu soruyor. Kolay problemlerin tamamını çözdüğünüzü varsayın; beynin her nöronunu, her sinyal yolunu, her tepki mekanizmasını eksiksiz haritalandırdınız. Hâlâ cevaplanmamış bir soru kalır mıydı? Chalmers'a göre evet: neden bütün bunlar içeriden hissedilen bir şeyle birlikte gerçekleşiyor?
Bilgi argümanı bu sezgiyi çok keskin biçimde ortaya koyuyor. Frank Jackson'ın Mary düşünce deneyi: Mary siyah beyaz bir odada büyümüş bir nörobilimcidir, renk görmeyle ilgili her fiziksel bilgiye sahiptir ama hiç renkli bir şey görmemiştir. Hangi dalga boylarının retinayı nasıl uyardığını, koni hücrelerinin nasıl tepki verdiğini, görsel korteksin renkli uyaranlara nasıl yanıt ürettiğini eksiksiz biliyor. Bir gün odadan çıkıp kırmızı bir gül görüyor ve yeni bir şey öğreniyor: kırmızının nasıl göründüğünü, kırmızının o özgün kırmızılığını. (Jackson, 1982) Eğer fiziksel bilginin tamamı gerçekliğin tamamını kapsasaydı, Mary yeni bir şey öğrenmemesi gerekirdi. Ama öğreniyor. O halde fiziksel bilginin dışında kalan bir şey var; fenomenal bilgi. Buna çeşitli fizikselci itirazlar getirildi; "yetenek hipotezi" deniyor, Mary yeni bir olgu değil yeni bir yetenek edindi deniyor. Ama Mary'nin odadan çıkıp "işte bu kırmızı, böyle görünüyormuş" demesi salt bir yetenek kazanımı gibi durmuyor; bu yeni bir olgunun keşfi gibi duruyor.
Zombi argümanı da benzer bir kanaldan işliyor. Fiziksel olarak bizimle birebir aynı olan, aynı nöronları aynı şekilde ateşleyen, aynı davranışları sergileyen ama içeriden hiçbir şey hissetmeyen bir varlık kavramsal olarak tutarlı mı? Chalmers'a göre evet. (Chalmers, 1996) Bu zombi dünyası kavramsal olarak tutarlıysa, fiziksel açıklama fenomenal bilinci kapsamıyor demektir; çünkü fiziksel olan sabit tutulduğunda fenomenal olan değişebilir. H₂O olmaksızın su dünyası kavramsal olarak tutarsızken, bilinçsiz ama fiziksel olarak özdeş bir dünya kavramsal olarak tutarlı. Bu fark önemli; su ile H₂O özdeştir ama bilinç ile beyin süreçleri özdeş değildir.
Bu noktada pozisyonlar ayrışıyor. Fizikselciler fenomenal bilincin fiziksel süreçlere indirgenebileceğini savunuyor; zor problem ya yanılsamadır (Dennett) ya da henüz çözülmemiş ama çözülebilir bir sorundur. Dennett'in tutumu en radikali: qualia diye gerçek bir şey yok, sadece yanlış bir sezginin ürünü olan bir yanılsama var. Ama bu yanıt problemi çözmekten ziyade inkâr ediyor gibi duruyor; "zor problem yok" demek "zor problemi çözdüm" demek değil. Epifenomenalizm ise bilincin var olduğunu ama nedensellik zincirinde hiçbir rolü olmadığını söylüyor: fenomenal deneyim nöral süreçlerin bir yan ürünü, davranışa etkisi yok. Bu sezgilerimize açıkça aykırı; acı hissettiğimde elimi çekiyorum, bunu salt nöral bir mekanizmanın yan ürünü olarak görmek son derece zorlama geliyor. Töz dualizmi Descartes'tan gelen bir gelenek: zihin ve beden iki ayrı tözden oluşuyor. Ama bu görüşün klasik problemi etkileşim sorusu; maddi olmayan bir zihin maddi bir bedene nasıl etki ediyor? Bu soruya tatmin edici cevap vermek çok güç. Panpsişizm ise bilincin ya da en azından proto-fenomenal özelliklerin maddenin temel düzeyinde zaten mevcut olduğunu savunuyor. Kombinasyon problemi burada baş gösteriyor: milyarlarca mikro-bilinçli partikül bir araya gelince nasıl birleşik bir insan bilinci oluşuyor? Philip Goff bu soruya "phenomenal bonding" kavramıyla yanıt arıyor ama ontolojik kabullerin ne kadar arttığı gerçekten sorgulanabilir.
Kozmopsişizm ise panpsişizmin bir versiyonu ama yönü tersine çevrilmiş. Panpsişizmde parçalar bilinçli, bütün bu parçaların birleşiminden oluşuyor. Kozmopsişizmde ise bütün önce geliyor: kozmos zaten bilinçli ve bireysel bilinçler bu kozmik bilincin parçalanmalarından ibaret. Kombinasyon problemi burada çok daha az keskin; çünkü parçaları birleştirip bütün elde etmeye çalışmıyorsunuz, tam tersine bütünü bölerek parçalara ulaşıyorsunuz. Bölme birleştirmekten çok daha kolay; en azından kavramsal olarak. Bireysel bilinçlerin neden bu kadar farklı ve birbirinden yalıtılmış göründüğü sorusu ise fiziksel yapıların bu bölünmeyi nasıl şekillendirdiğiyle yanıtlanabilir.
Burada Torin Alter'in yapısal ve dinamik argümanını da devreye sokmak lazım. (Alter, 2016) Alter şunu söylüyor: fiziksel olgular yapısal ilişkilerle ve dinamik süreçlerle tam olarak karakterize edilebilir. Bir fiziksel sistemi betimlemek, bileşenlerini, aralarındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin zamanla nasıl değiştiğini betimlemektir. Eğer bilinç de tam anlamıyla fiziksel bir olgu olsaydı bu yapısal-dinamik çerçeveye tam oturması gerekirdi. Lakin fenomenal deneyimin öznel içeriği, yani kırmızının kırmızılığı, acının acılığı, sevinçteki o özgün ısı; bunlar yapısal-dinamik betimlemelerin içinde bulunmuyor. Fiziksel betimlemede eksik kalan bu içerik, bilincin fiziksel olmayan bir boyutuna işaret ediyor. Bu argüman kozmopsişizm için güçlü bir zemin sağlıyor: eğer bilinç fiziksel yapı-dinamik çerçevesine indirgenemiyorsa, o zaman fiziksel süreçlerin bir ürünü de olamaz. Ve üretilemiyorsa, başka türlü var olması gerekiyor.
Şimdi bir düşünce deneyi kuralım. Elindeki her şeyi kullanarak ve o araçların izin verdiği ölçüde inşa edebilen kudretli bir E varlığı var. E'nin araçları tamamen üçüncü şahsa açık fiziksel süreçlerle sınırlı; yani ölçülebilir, gözlemlenebilir, matematiksel olarak tanımlanabilir her şey elinin altında. E bu araçlarla sopa yapabilir, hesap makinesi yapabilir, bilgisayar yapabilir, LLM yapabilir. Peki bilinçli bir şey yapabilir mi? Fenomenal input kapalılığı argümanından biliyoruz ki hayır; çünkü fenomenal içerik hiçbir sisteme input olarak verilemez, verilebilir olduğu anda üçüncü şahsa açılır ve fenomenal olmaktan çıkar. E ne kadar güçlü olursa olsun ne kadar karmaşık sistemler inşa ederse etsin, t sonsuza giderken yalnızca fiziksel süreçlerin fiziksel çıktılarını üretebilir. Bilinç bu zincirin hiçbir halkasında belirmiyor; çünkü zaten o zincirde olacak türden bir şey değil. Sopadan LLM'e uzanan bütün o yolculuk aynı eksen üzerinde; fenomenal deneyimin bulunduğu eksen ise bu yolculukta hiçbir biçimde teğet dahi geçilmiyor.
Ama şimdi E'ye farklı bir yetenek verelim. E'nin elinde otomatik bir cerrahi robot var ve bu robot var olan bilinçli sistemler üzerinde müdahale yapabiliyor. Corpus callosum'u kesebiliyor; yani iki beyin yarımküresini birbirine bağlayan sinir demetini. Split-brain vakalarında iki yarımküre birbirinden bağımsız biçimde işlev görmeye başlıyor ve bazı deneyler iki ayrı bilinç merkezinin varlığına işaret ediyor gibi görünüyor. Ama burada dikkatli olmak lazım: corpus callosum'un kesilmesinin kesin olarak bilincin bölündüğünü kanıtladığını söyleyemiyoruz. Bu hâlâ tartışmalı bir alan; belki iki ayrı bilinç çıkıyor, belki iki ayrı işlevsel sistem oluşuyor ama bilinç tekliğini koruyor, belki de tam ortada belirsiz bir şey var. Burada yapılan iddia çok daha mütevazı: eğer bu müdahale sonucunda yeni bir bilinç ortaya çıkıyorsa ya da var olan bilinç bir şekilde ikiye ayrışıyorsa, bunun E'nin fiziksel araçlarla sıfırdan bilinç üretmesiyle değil, var olan bilincin bir şekilde bölünmesiyle gerçekleşmesi çok daha büyük bir olasılık. Çünkü E'nin fiziksel araçlarla bilinç üretemediğini zaten biliyoruz; ama burada E bir bilinçli sisteme müdahale ediyor ve sonuçta yeni bir bilinç benzeri durum ortaya çıkıyor. Bu tablonun en makul açıklaması şu: fiziksel müdahale var olan bilinci kesiyor, sınırlarını yeniden çiziyor, bölüyor.
Yapışık ikizler de bu çerçevede çok ilginç bir yer tutuyor. İki ayrı bilinç mi, tek bir bilinç mi, yoksa ikisi arasında belirsiz bir şey mi? Bu soruyu kesin olarak yanıtlamak güç; ama tam da bu güçlük bilincin ikili bir özellik olmadığını, bir spektrum üzerinde yer aldığını gösteriyor. Corpus callosum tam kesildiğinde iki kesim daha net ayrışıyor gibi görünüyor; yapışık ikizlerde sınır tam kapanmamış, bilinçler hâlâ kısmen örtüşüyor olabilir. Fiziksel yapı sınırı çiziyor; ama çizdiği sınır bir üretim değil, olası bir bölüm.
Chalmers'ın fading qualia düşünce deneyi de bu tabloyla ilginç biçimde buluşuyor. (Chalmers, 1996) Nöronları birer birer silikon devrelerle değiştirdiğimizi hayal edin; her silikon devre aynı input-output ilişkisini koruyor. Qualia giderek solar mı, yoksa korunur mu? Dancing qualia olasılığı: belki qualia niteliksel olarak değişir, kırmızı yeşil gibi görünmeye başlar ama davranış etkilenmez. Chalmers bu deneyi fonksiyonalizme karşı bir baskı testi olarak kullanıyor. Ama burada bizim argümanımız açısından asıl ilginç olan şu: deneyin başlangıç noktası zaten bilinçli bir organizma. Her adımda var olan bilinç üzerine bir müdahale gerçekleştiriliyor. E varlığının hikâyesiyle örtüşüyor tam olarak; E sıfırdan bilinç üretemiyor ama var olan bir bilincin substratını değiştirebiliyor. Fading qualia deneyi de aynı ayrımı taşıyor: inşa değil, dönüşüm. Ve deneyin kendisi bile bilincin sıfırdan değil var olandan hareketle ele alındığını varsayıyor. Dönüşüm boyunca qualia'nın ne olduğu hâlâ belirsiz; ama o belirsizlik bile var olan bir şeyin ne olacağını soruyor, yoktan bir şeyin nasıl ortaya çıkacağını değil.
Bütün bunlardan şu tablo çıkıyor:
P1) Fenomenal bilinç üçüncü şahsa açık fiziksel süreçlere indirgenemiyor; yapısal ve dinamik betimlemelerin dışında kalan bir fazlalık içeriyor. (Alter, 2016; Jackson, 1982)
P2) E varlığı üçüncü şahsa açık fiziksel araçlarla bilinç inşa edemiyor; fenomenal input kavramsal olarak verilemez olduğu için bu sınır mimari ya da teknolojik değil, kavramsal ve zorunludur.
P3) E'nin bilinçli bir sisteme fiziksel müdahalesi sonucunda yeni bir bilinç benzeri durum ortaya çıkıyorsa, bunun fiziksel inşayla değil var olan bilincin bölünmesiyle gerçekleşmesi P2 gereği çok daha büyük bir olasılıktır. Fiziksel inşa imkânsız olduğuna göre, ortaya çıkan şeyin kaynağı zaten var olan bir bilinç olmalıdır.
P4) Bölünebilen bir şeyin bölünmeden önce var olması gerekiyor. Fiziksel araçlarla inşa edilemeyen ama bölünebilen bir şeyin kaynağı fiziksel süreçlerin dışında olmalıdır.
P5) Bilinç bölünebiliyor ya da en azından bölünüyor gibi görünüyor; ama inşa edilemiyor. Bu asimetri bilincin temel ve türetilmemiş olduğuna işaret ediyor.
Sonuç) Kozmopsişizm, yani bilincin fiziksel süreçlerin bir ürünü olmadığı ve fiziksel yapıların yalnızca var olan bilincin sınırlarını çizdiği görüşü, bu tablonun en makul açıklaması olarak öne çıkıyor. Beyin bir bilinç üreteci değil, kozmik bilincin belirli bir kesimini o organizmaya atayan bir mekanizma. Fiziksel yapılar bu kesimi şekillendiriyor; corpus callosum onu çiziyor, split-brain onu bölüyor, yapışık ikizler onun henüz tam kapanmadığı bir durumu gösteriyor.
Bu elbette kesin bir kanıt değil ve kozmopsişizmin kendi soruları var; kozmik bilincin tam olarak ne olduğu, nasıl bölündüğü (Berk Celayirin yl tezine muhakkak bakın https://repository.bilkent.edu.tr/server/api/core/bitstreams/fdd752dc-7854-4b4c-bfcc-091f60f5e69d/content), neden bu şekilde bölündüğü, bireysel bilinçlerin neden bu kadar yalıtılmış göründüğü; bunların hepsi yanıt bekliyor. Ama şunu söyleyebiliriz: eğer bilinç fiziksel inşanın ürünü değilse ve bölünebiliyorsa, en başından var olan bir şeyin parçalanması olarak görmek şu an için diğer seçeneklerden daha az sorunlu görünüyor. Yazının devamında da CorticalLabs'ın nöronlarla DOOM oynayan mekanizmasına değinecektim lakin pek detay yazı göremedim. Ama aynı senaryoyu buraya da uygulayabiliriz.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
ikibinyirmialtı hedefMaxxing :D
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder